Ankara Web Tasarım Önemi

by / Çarşamba, 11 Mayıs 2016 / Published in Ankara Web Tasarım

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2002/15-849 E. ve 2002/861 K. sayılı 30.10.2002 tarihli kararı; (Ek-2)

 

“… tasarrufun iptali davalarının ön koşulu, alacaklının borçlu aleyhine yaptığı takibin semeresiz kalması ve bunun kanıtlanmasıdır. Yine bu davaların açıklanan özelliklerinin doğal sonucu olarak iptali istenen tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılması gereği de bir koşul olarak karşımıza çıkmaktadır.”

 

 

Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2013/3188 E. 2014/809 K. Sayılı kararı; (EK-3)

 

“…Dava, tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Somut olayda davacı tarafından dosyaya kesin aciz belgesi sunulmamış, dayanak icra takip dosyasında menkul haczi için gidilen adreste borçlunun adresten ayrılmış olduğu bildirilmek suretiyle haciz tutanağı düzenlenmiş, borçlu şirketin ticaret sicilindeki resmi adresi araştırılmadan ve ticaret sicil kaydındaki adresinde haciz işlemi yapılmadan bu haciz tutanağı geçici aciz vesikası niteliğinde olduğu kabul edilmiştir. Bu durumda usulüne uygun şekilde düzenlenmiş kesin aciz vesikası veya geçici aciz vesikası niteliğinde haciz tutanağı ibraz edilmemesi nedeniyle dava ön şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekir…”

 

şeklinde  olup, öncelikle geçici aciz vesikası dosyaya sunulan deliller arasında olmadığından, veya kati aciz vesikası olmadığından davanın reddine karar vermesi gerekir.

 

I.3. ALACAKLININ ALACAĞININ, TASARRUF TARİHİNDEN ÖNCE MUACCEL OLMASI GEREKMEKTEDİR.

 

Alacaklısının alacağının tasarruf tarihinden önce doğmuş olması gerektiği tasarrufun iptali davalarında ön koşul olup, somut olayda, bir an için davacı tarafın iddialarına itibar edilse dahi, Davacı banka tarafından düzenlenen bononun vadesine bakıldığında (24.09.2014 vadeli bono)  dava konusu tasarruf tarihinden sonra olduğu açıktır.  Usul ve yasa uyarınca, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, alacaklısının alacağının tasarruf tarihinden önce doğmuş olması gerektiği tasarrufun iptali davalarında ön koşuldur. Dava konusu tasarruf tarihinde, davacının iddia ettiği alacak henüz muaccel değildir.

 

 

I.4. BORÇLUNUN İVAZ OLARAK VERDİĞİ ŞEYİN PEK AŞAĞI BİR FİYATA KABUL EDİLMİŞ OLMASI GEREKMEKTEDİR.

 

Aşağıda detaylı olarak izah edileceği üzere; Müvekkil Bayramoğulları Kablo AŞ. Tarafından, söz konusu 2 adet taşınmazın satışına ilişkin olarak, Borçlu Şirketin banka hesabına 783.649,00-TL ödenmiş olup, piyasa koşulları ile birlikte değerlendirildiğinde satış bedelinin taşınmazların rayiç değerine uygun olarak ödendiği ve dava konusu satış işleminin usulüne uygun olarak, gerçek rayiç bedeli karşılığında yapıldığı, pek aşağı bedel farkı olmadığı ortadadır.

 

Somut olayda, “satış bedeli” ile “satış tarihindeki gerçek değer” arasında pek aşağı bir bedel farkı bulunmadığından, dava konusu satış işlemlerinin/tasarruf işlemlerinin iptal nedeni olamayacak satışlardan olduğu açıktır.

 

I.5. TASARRUFUN, ALACAĞIN TAHSİLİNE İMKAN BIRAKMAMAK AMACIYLA YAPILMIŞ OLMASI GEREKMEKTEDİR.

 

Bir tasarrufun iptal edilebilmesi için, yukarıda sayılan tüm bu şartların yanı sıra ayrıca, tasarrufun, borçlunun, alacaklısını zarara uğratmak kastı ile hareket ederek yapılmış olması şarttır. Oysaki Müvekkilin, tasarruf tarihinde henüz var olmayan bir icra takibine istinaden, ticari hayatta bir takım hukuki muameleler ile menfaat elde etmekten kaçınması hayatın olağan akışına aykırı olduğu gibi; henüz davacı alacağın doğmadığı/kesinleşmediği/bulunmadığı bir tarihte gerçek bedeli karşılığında gerçekleştirilen bir tasarrufunun, daha sonra alacaklı sıfatını kazanacak davacı tarafından iptal edilmesi ihtimali, kişiler arasında bir güvensizlik, hukuksal işlemlerde bir duraksama yaratacak olur ki; bu hususun kabulü hukuk kuralları çerçevesinde mümkün değildir.

 

Somut olayda, dava konusu tasarruf, ticari hayatın bir gereği olarak ve gerçek bedeli karşılığında yapılmış olup; tasarruf tarihinde henüz var olmayan bir icra takibinden bahisle, tasarrufun alacağın tahsiline imkan bırakmamak amacıyla yapılmış olduğu şeklindeki bir iddiaya itibar edilmesi ve bir anlamda Müvekkilin ve Borçlu Şirketin tasarruf yetkisinin açıkça kısıtlanması mümkün değildir.

Bir Cevap Yazın

You must be logged in to post a comment.

TOP