Ankara Tasarım Web

by / Çarşamba, 11 Mayıs 2016 / Published in Ankara Web Tasarım

3- GÖREVLİ MAHKEME

Sosyal Sigortalar Kanununun uygulanmasından doğan uyuşmazlıklara bakmakla görevli mahkeme iş mahkemesidir(SSK m.134). Dolayısıyla sigortalı hizmetin tespiti davası da iş mahkemesinde, iş mahkemesinin kurulmadığı yerlerde görevlendirilecek olan mahkemede görülür.

4- YETKİLİ MAHKEME

SSK m.134’te kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların yetkili iş mahkemesinde çözüleceği öngörülmüş, ancak yetkili mahkemenin hangisi olacağı yolunda bir hüküm getirilmemiştir. Yargıtay’a göre, iş mahkemelerinin yetkisini düzenleyen İş Mahkemeleri Kanununun (İMK) 5’nci maddesi işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlıklara ilişkindir. Bu nedenle maddenin sigortalı hizmetin tespiti davalarında uygulanma imkanı yoktur. Dolayısıyla yetkili mahkemenin HUMK’a göre belirlenmesi gerekir.

HUMK m.9’da genel yetki kuralı getirilmiştir. Aşağıda da görüleceği gibi sigortalı hizmetin tespiti davasının davalıları işveren ve SS Kurumudur. Anılan maddeye göre birden fazla davalı olması halinde, dava davalılardan birisinin ikâmetgâhı mahkemesinde açılabilir. Hükmün uygulanması için davalılar arasındaki dava arkadaşlığının ihtiyâri veya mecburi olması arasında bir fark yoktur.

Bunun dışında davalılardan birisi için özel yetki kuralı öngörülmüş olabilir. Gerçekte, HUMK m.17’yegöre dava konusu işlemi yapan SS Kurumu şubesinin bulunduğu yer mahkemesi özel yetkili olarak kabul edilmiştir. Ne var ki, şubenin bulunduğu yer mahkemesi davalılardan işveren için özel yetkili mahkeme olmadığından, işveren burada açılan bir davaya karşı yetki itirazında bulunabilir.

5- DAVANIN TARAFLARI

a)Davacı

aa)Sigortalı

Sigortalı hizmetin tespiti davasında davacı,tespitini istediği süreler bakımından sigortalı niteliğini taşımalıdır. Taraf sıfatına sahip olabilmesi için bu şarttır.

Bu nedenle önce kimlerin sigortalı olduğu ortaya konulmalıdır. Belirtelim ki, burada sözü edilen sigortalı zorunlu sigortalıdır. İsteğe bağlı sigortalılık ve topluluk sigortasında sigorta primlerini kesen ve sigortalıları SS Kurumuna bildirmek zorunda olan bir işveren bulunmadığı, prim yatırıp yatırmamak, Kurum ile ilişkileri kurmak ve devam ettirmek, kural olarak, sigortalıların iradesine bırakıldığı için bunların SSK m.79/8’e dayanan bir talepte bulunmaları söz konusu olamaz.

Sigortalı hizmetin tespiti davasını açabilecek olan zorunlu sigortalılar ise kanunun lafzından ve yorumundan çıkan şekliyle, iş ilişkisi kural olarak hizmet akdine dayanan, SSK m.3’teki istisnalara girmeyen ve işini işverene ait işyerlerinde yapan kişilerdir. Bu kişilerin İş Kanunu kapsamında olmaları gerekmez. İş ilişkisi hizmet akdine dayanan kişilerin yanında memuriyet ilişkisine dayanarak çalıştırılan koruma bekçileri (SSK m.2/2) ile istisna akdine dayanarak çalıştırılan sanatçı, düşünür ve yazarlar (SSK Ek m.10) da sigortalı sayılmışlardır. Çalışmalarını bir hizmet akdine dayanarak sürdürmelerine rağmen sigortalı kabul edilmeyenler de SSKm.3’te düzenlenmiştir. Ancak zaman içinde yapılan kanun değişiklikleriyle bunların sayısı oldukça azaltılmıştır. Sigortalı sayılmada önem taşıyan bir diğer husus da işin işverene ait bir işyerinde yapılmasıdır. Kanun işyerini SSK m.2’de belirtilen sigortalıların işlerini yaptıkları yer olarak tanımlamış, eklentileri ve araçları da işyerinden saymıştır (SSK m.5). Görüldüğü gibi, işyeri tanımlanırken sigortalı esas alınmıştır. Bu nedenle sigortalı çalıştırmayan yerler SSK anlamında işyerinden sayılmayacaklardır.

Kısaca kimlerin sigortalı olabileceğini gördükten sonra sigortalılığın başlangıç anına da değinmekte yarar vardır. SSK m.6’ya göre sigortalılık hak ve yükümlülükleri işe alınma ile başlar. İşe alınma ibaresi gerek doktrin ve gerekse yargı içtihatları tarafından çalışmanın temelini teşkil eden hukuki ilişkinin (sözleşme veya atama) kurulma tarihi değil, fiilen işe başlama tarihi olarak kabul edilmektedir. Ancak bunun fiili bir iş görmeyi ifade etmediği, kişinin işverenin emrinde çalışmaya hazır beklemesinin de sigortalılık niteliğinin kazanılması için yeterli olacağı belirtilmelidir. Sigortalı sayılabilmek için mutlaka geçerli bir hukuki işlemin (iş akdinin) varlığı da gerekli değildir. Çünkü sosyal sigorta ilişkisi fiili bir ilişkidir. Belirli şartların gerçekleşmesi halinde kendiliğinden doğar. Bundan dolayı, kişinin temyiz kudretine sahip olmaması, çalışması yasak olan bir işte çalışması vb. nedenlerle akdin geçersizliği halinde de kişi sigortalılık niteliğini kazanır. Sözleşmenin butlanı ileri sürülünceye kadar da bu nitelik devam eder.

Fiilen işe başlamanın yanı sıra tespiti istenen dönemde ilgili sigorta kollarının kurulmuş olması,sigortalının yaşı, işyerinin veya işin kanun kapsamına alınmış olup olmaması da sigortalılığın başlangıcında önem taşır.

İlgili sigorta kollarının kurulmuş olması. SSK’nın yürürlüğe girmesinden önce yapılan çalışmalar da belli şartlar altında sigortalı hizmetin tespiti davası için önem taşıyabilirler. Bunun için ilgili sigorta kolu kapsamına giren bir çalışma olması gerekir. İş kazaları, meslek hastalıkları ve analık sigortaları 27.6.1945 tarih ve4772 sayılı yasa ile kurulmuştur. Hastalık sigortasının kuruluşu da 1.3.1951 tarihinde 5502 sayılı ‘hastalık ve Analık Sigortası Kanunu’ ile olmuştur. 1.4.1950 tarihinde ise 5417 sayılı ‘İhtiyarlık Sigortası Kanunu’ uygulanmaya başlanmış; bu kanun 1.6.1957’de yürürlüğe giren 6900 sayılı ‘Maluliyet, İhtiyarlık ve Ölüm Sigortaları Kanunu’ ile yürürlükten kaldırılmış; maluliyet ve ölüm sigortaları ilk kez bu tarihte oluşturulmuştur. İlgili sigorta kolunun kurulup kanunun yürürlüğe girmesinden önceki çalışmalar, SSK m.2’dekidüzenleme kapsamında olsalar dahi, kişiye sigortalılık niteliği kazandırmayacak, hizmet tespitine konu olmayacaktır.

Sigortalının yaşı. Kişi kanuni rüşt yaşı olan 18 yaştan önce veli veya vasisinin rızası ya da icazeti ile akit yapabilir. Hatta icazet verilmese bile yapılan hizmet akdi, sakatlığı ileri sürülene kadar, geçerli olur. Böyle bir çalışmaya dayanarak sosyal sigorta ilişkisi de kurulur. Ne var ki, 18 yaş bazı sigorta kolları için özel önem taşır. SSK m.60/G’deki düzenlemeye göre yaşlılık aylığından yararlanmada, “…..18 yaşından önce Malullük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortalarına tabi olanların sigortalılık süresi, 18 yaşını doldurdukları tarihte başlamış kabul edilir.” Ancak bunların ödedikleri primler prim ödeme gün sayılarının hesabında dikkate alınacaktır.

İşyerinin veya işin kanun kapsamına alınmış olması. Sigortalılığın başlangıcını belirlerken göz önünde tutulacak bir diğer husus da işyerinin Kanun kapsamına alınma tarihidir. Bunun için SSK geçici m.1’in dikkate alınması gerekir. söz konusu hükme göre maddede belirtilen sayıdan az kişinin çalıştığı yerler Kanun kapsamına girmeyecek, dolayısıyla bu gibi yerlerde çalışanlar sigortalı sayılmayacaktır. Belirtelim ki, kanunun hemen tüm geçici maddeleri gibi bu hüküm de ölü madde haline gelmiş, Bakanlar Kurulu kararlarıyla, en son 1 Nisan 1972’de SSK m.2’de sigortalı sayılanları çalıştıran bütün işyerleri kanun kapsamına alınmıştır. Ancak tespiti istenen dönem için sigortalılık niteliği taşımak gerektiğinden işyerinin kapsama alındığı tarih önem kazanmaktadır. Zira diğer koşullar mevcut olsa bile işyeri kanun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte değilse tespit talebi reddedilir.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi SSK m.3’te gösterilen işlerde çalışanlar sigortalı sayılmazlar. Maddenin kapsamı zaman içinde kabul edilen kanunlarla değişikliğe uğramış, bazı işler kanun kapsamına alınırken, bazıları da kapsam dışına çıkarılmıştır. Bunun dışında sonradan getirilen ek maddelerle de bazı işlere SSK’nın uygulanacağı kabul edilmiştir. Yapılan işin kanun kapsamına alınması durumunda sigortalılık bu tarihten itibaren başlayacaktır.

bb-Sigortalının aile bireyleri

Sigortalının aile bireyleri sigortalının eşi, geçindirmekle yükümlü olduğu çocukları ile bakmakla yükümlü olduğu ana ve babasıdır (SSK m.23, 24, 35, 42, 68, 69). Bunlar ile Kurum arasında doğrudan olmasa bile bir ilişki vardır. Bu kişiler sigortalının sosyal sigorta ilişkisi dolayısıyla sigorta yardımlarından yararlanırlar. Ancak aile bireylerinin sigorta ilişkisi ve hakları sigortalınınkinden ayrı ve bağımsızdır. Bu nedenle onlar da sigortalının yaşamında kanunda belirtilen hakları için bizzat taraf sıfatına sahip olabilmelidirler. Sigortalının ölümü halinde ise hak sahibi olanlar (SSK m.68, 69) bu davayı açabilirler.

Ancak bütün bu hallerde -dava sigortalı, işveren ve Kurum arasındaki sosyal sigorta ilişkisine dayandığı için- tespiti istenen dönemdeki sigortalılık niteliğinin de araştırılması gerekir.

b-Davalı

SSK m.79/8’de sigortalı hizmetin tespiti davasının kime karşı açılacağı konusunda bir düzenleme yoktur. Bu konudaki Yargıtay içtihadı zaman içinde değişiklik göstermiştir. Yüksek mahkeme önceleri husumetin sadece işverene yöneltilmesi gerektiğine ilişkin kararlar verirken Kurumun herhangi bir uyuşmazlık çıkarmadığını, sigortalının elinde mahkeme ilamı yokken varlığı iddia edilen çalışmaların kabul edilmemesinin doğal olduğunu gerekçe göstermekte, bu nedenle SS Kurumuna husumet yöneltilemeyeceğini öngörmekteydi.

Son yıllarda verilen kararlarda ise davanın işveren ile birlikte Kuruma karşı da açılması gereği vurgulanmaktadır. Gerçekten, SS Kurumu tespit ilamını aldığında işverenden o döneme ait prim belgelerini vermesini ister. Aksi halde bunlar Kurumca re’sen düzenlenir. Tespit edilen döneme ilişkin primler de gecikme zammı ve faizi ile birlikte Kurum tarafından tahsil olunur. Ayrıca tespit edilen hizmet süresi, prim ödeme gün sayısı ve aylık kazanç toplamları Kurum tarafından yapılacak yardımlarda ve bağlanacak aylıklarda dikkate alınır. Bu yüzden Kurumun sonucunda alınacak ilamı infaz edeceği ve hak alanını ilgilendiren bir davada taraf olması doğaldır. Kurum davanın açılmasına neden olmamışsa yargılama giderleri ve avukatlık ücretini ödemesine karar verilemez. Ancak Kurum çalışmadan haberdar olmasına rağmen gereken işlemleri yapmamışsa görevini ihmal etmiştir; bu durumda Kurumun davanın açılmasına sebebiyet vermediğinden söz edilemez. Dava sadece işverene veya Kuruma karşı açılmışsa davacıya diğerini de davaya dahil etmesi için süre verilecektir.

Yargıtay, kanunda açık bir hüküm bulunmamasına rağmen sosyal sigorta ilişkisinin ve hizmet tespiti davasının özelliklerini göz önünde tutarak bu sonuca varmıştır. Hatta Yüksek Mahkeme bir kararında Kurumu “yasal hasım” olarak nitelemiştir. Başka bir kararda ise husumetin hem işverene hem de SS Kurumuna yöneltilmesinin “doğal ve hatta zorunlu” olduğu belirtilmiştir. Bu haliyle Yargıtayın davalılar arasındaki ilişkiyi şekli bakımdan mecburi dava arkadaşlığı olarak nitelediği anlaşılmaktadır. Oysa davalılar arasında böyle bir ilişki olabilmesi için bunun kanun tarafından açıkça düzenlenmiş olması gerekir. Bu nedenle, kanımızca, Yargıtayın vardığı sonuç haklı olmakla beraber davanın işveren ve Kuruma karşı birlikte açılacağı konusunda bir yasal düzenleme yapılması yerinde olacaktır.

Bu noktada davalı işveren üzerinde kısaca durmakta yarar vardır. SSK m.4/1 sigortalı çalıştıran gerçek ve tüzel kişilerin işveren sayılacağını belirtmiştir. Koruma bekçileri koruma ve ihtiyar meclislerince seçilirler, atamaları vali ya da kaymakamca yapılmasına rağmen (Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanun m.7/2) bunların işverenleri kendilerini seçen meclistir.

Dava tespiti istenen dönemdeki işverene karşı açılır. O tarihler arasında işyeri el değiştirmişse husumetin bu dönemdeki bütün işverenlere yöneltilmesi gerekir. Kendilerine husumet yöneltilmeyen işverenlere karşı usulüne uygun olarak dava açılmazsa onların işverenliği dönemi tespite konu olmaz.

SSK m.82’ye göre işyerinin devir ve intikali halinde yeni işveren eskisinin prim, gecikme zammı ve faiz borçlarından müteselsilen sorumludur. Bu nedenle eski işverene karşı ve sadece onun dönemi için açılan sigortalı hizmetin tespiti davasına müdahil olarak katılabilir. Ancak onun sorumluluğu sadece SS Kurumuna karşıdır ve yukarıda da belirttiğimiz gibi prim borcu, gecikme zammı ve faiziyle sınırlıdır. Eski işverenin diğer ödevlerinden(prim belgelerinin verilmesi yükümlülüğü gibi) dolayı sorumlu olmadığı için davanın ona karşı açılamamsı gerekir.

İşveren vekili, SSK m.4/2’de işveren adına ve hesabına işin yönetimini yapan kimse olarak tarif edilmiştir. Kişinin SSK anlamında işveren vekili sayılabilmesi için işin bütününü yönetiyor olması gerekir. Aynı maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında sırayla kanundaki işveren deyiminin işveren vekilini de kapsayacağı, işveren vekillerinin kanunda belirtilen yükümlülüklerden dolayı işveren gibi sorumlu olacakları belirtilmiştir. Bu sorumluluk müteselsil sorumluluktur. Anılan nedenlerden dolayı, kanımızca, sigortalı hizmetin tespiti davasının o dönemdeki işveren vekiline karşı açılmasında yasal bir engel

Bir Cevap Yazın

You must be logged in to post a comment.

TOP